top of page

Ergenlik: Kendine Doğmak, Ayrışmak ve Büyümek

27 Ağu
3 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 13 Eyl

Ergenlik dönemi, bilinen çocukluğa yavaş yavaş veda edilirken henüz bilinmeyen ancak yaklaşmakta olan yetişkinliğe doğru adım atılan bir dönemdir. Bu geçiş pek çok ayrılığı, çatışmayı ve mücadeleyi beraberinde getirebilir. Gencin bir yanında artık geride kalmaya başlayan çocukluğu, diğer yanında ise yeni olasılıklar ve deneyimlerle dolu bir geleceğe doğru uzanan yol vardır.


"Gelecek" denildiğinde bu dönemde akla çoğunlukla üniversite ve meslek seçimleri gelse de, gencin asıl uğraşı, bu seçimlerin yer alacağı geleceği yaşayacak olan kendini tasarlamak ve hayata geçirebilmektir. Yani ergenlik yalnızca geleceğe hazırlanılan bir dönem değil, aynı zamanda genç insanın nasıl biri olduğunu ve nasıl biri olmak istediğini araştırdığı, kendi isteklerini, sınırlarını ve ilişkilenme biçimlerini giderek daha fazla keşfetmeye başladığı bir dönemdir. Bu keşif için genç, ebeveynlerinden yavaş yavaş ayrışmaya ve kendini ortaya koyabileceği yaşantılara ihtiyaç duyar. Psikanalist Isée Bernateau'nun ifadesiyle ergenlik, ayrılmanın öğrenildiği zamandır; genç yalnızca ebeveynlerinden değil, bir zamanlar olduğu çocuktan da ayrılmaktadır ve bu ayrılık onun için hem gerekli hem de zordur. Bu nedenle ergenliğin belkemeğini oluşturan meselelerden biri, bir "kendine doğuş alanı ve zamanı yaratabilmektir."


Ergenlik döneminde ebeveynlik de değişir


Bu süreç yalnızca genç için değil, ebeveynleri için de önemli bir dönüşümdür. Ebeveynler, çocuklarının çocukluğunun yavaş yavaş geride kalışına tanıklık ederken, bir zamanlar kendilerine daha bağımlı olan çocuklarının kendi düşüncelerini, tercihlerini, ilişkilerini ve yaşam alanını oluşturmaya başladığını görürler. Gencin ayrışarak kendini keşfetme sürecini, değişen aile içi dinamikleri ve büyümenin getirdiği duygusal çatışmaları onunla birlikte, fakat kendi konumlarından deneyimlerler. Bu nedenle ergenlik, yalnızca gencin değil, bir bakıma bütün ailenin yeniden yapılanmasını gerektiren bir dönemdir.


Bu dönemde ebeveynliğin en önemli ve aynı zamanda en zorlayıcı meselelerinden biri, birbirine zıt gibi görünen iki ihtiyacı aynı anda taşıyabilmektir: Bir yandan gencin güvenli limanı olmayı sürdürmek, diğer yandan kendisinden ayrışmasına ve kendi yaşamını keşfetmesine izin verebilmek. Bu durum bir gencin ve ailesinin gündelik pek çok kararında karşılarına çıkar. Gencin arkadaş çevresini kendisinin seçmesine izin vermek ama kiminle vakit geçirdiğini merak etmeyi sürdürmek; sınav öncesi çalışma düzenini ona bırakmak ama sonucuyla yüzleştiğinde yanında olmak; odasının kapısının kapanmasına tahammül edebilmek ama akşam yemeğinde sofrada buluşmayı korumak gibi. Bütün bunlar gence kendi kararlarını verebileceği, hata yapabileceği, seçimlerinin sonuçlarıyla karşılaşabileceği ve giderek daha fazla sorumluluk alabileceği bir alan açmak anlamına gelir. Ancak bunları yaparken, gencin hala ebeveynlerinin sınırlarına, koruyuculuğuna ve duygusal olarak erişilebilir olmalarına ihtiyaç duyduğunu gözden kaçırmamak gerekir. Belki de bu dönemde ebeveynliğin en güç tarafı, genci güvende tutmaya devam ederken, bir yandan giderek daha fazla kendi hayatının içine bırakabilmektir.


Çatışma: Neresi olağan, neresi değil?


Bu dengenin zaman zaman bozulması da ergenliğin doğasının bir parçasıdır ve çatışmanın kendisini bir tehlike işareti olarak okumamak gerekir. Çatışmalar bir bakıma, gencin kendi düşüncesini ve bağımsızlaşan konumunu ortaya koyabilme çabasının bir ifadesidir. Önemli olan, bu ayrışma çabasının ilişkinin bütünüyle kaybedilmesi anlamına gelmediğini hem gencin hem de ebeveynlerin deneyimleyebilmesidir. Öte yandan her çatışma da gelişimsel değildir. Tartışmaların ardından onarımın gelmediği, ilişkinin uzun süre soğuk ya da düşmanca kaldığı, gencin ya da ebeveynin sürekli tehdit, aşağılama veya fiziksel şiddetle karşılaştığı durumlar ergenliğin "doğal" çatışmaları arasında sayılamaz. Benzer biçimde, gencin okuldan uzaklaşması, uyku ve iştahında belirgin ve süregiden değişiklikler, arkadaşlarından kopması, kendine zarar verme davranışları, madde kullanımı ya da haftalar boyu süren çökkün bir ruh hali, "ergenlik işte" denilerek geçiştirilmemesi gereken işaretlerdir. Bu tür durumlarda profesyonel destek almak, yaşanan güçlüğü yalnızca ergene ait olarak değerlendirmemek açısından önemlidir.


Özetle ergenlik dönemi, bir yandan çocukluktan ayrılmanın getirebileceği kayıpların hüznünü, diğer yandan hayallerle çevrili ancak henüz tam olarak bilinemeyen bir geleceğin heyecanını ve kaygısını içinde barındırır. Gencin bu dönemdeki temel meselelerinden biri, kendisine sunulmuş çeşitli kimliklerin içinden geçerek, kendini deneyerek, henüz hayali de olsa kendisine ait bir yaşam tasarlayabilmek ve bu yaşamın içinde kim olacağını keşfetmeye başlayabilmektir. Bu nedenle ergenlik döneminde psikoterapi de yalnızca yaşanan ruhsal sorunların ortadan kaldırılmasına yönelik bir süreç olarak değil, gencin büyürken kendisini daha iyi tanıyabileceği, ayrışabileceği ve kendi hayatının öznesi olmaya doğru ilerleyebileceği bir alan olarak düşünülebilir.




Kaynaklar

Arnett, J. J. (1999). Adolescent storm and stress, reconsidered. American Psychologist, 54(5), 317–326. https://doi.org/10.1037/0003-066X.54.5.317

Bernateau, I. (2010). L'adolescent et la séparation. Presses Universitaires de France. https://doi.org/10.3917/puf.givre.2010.01

Laursen, B., Coy, K. C., & Collins, W. A. (1998). Reconsidering changes in parent–child conflict across adolescence: A meta-analysis. Child Development, 69(3), 817–832. https://doi.org/10.1111/j.1467-8624.1998.tb06245.x

Steinberg, L. (2001). We know some things: Parent–adolescent relationships in retrospect and prospect. Journal of Research on Adolescence, 11(1), 1–19. https://doi.org/10.1111/1532-7795.00001

 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Ruhsal Canlılık Üzerine

Yaşamla kurduğumuz temasın canlılığı, insan ruhsallığına dair önemli meselelerden biridir. Hissedebilmek, isteyebilmek, bir başkasına ihtiyaç duyabilmek, insanlarla ve diğer canlılarla yakınlaşabilmek

 
 
Bir Hayalden Kendimize Doğru

İnsanın kendisi olmaya, kendisini bir özne olarak deneyimlemeye ne zaman başladığını söylemek kolay değildir. Benlik bir anda ortaya çıkmaz; zaman içinde, ilişkiler ve deneyimler içerisinde yavaş yava

 
 
bottom of page