top of page

Ergenlik: Kendine Doğmak, Ayrışmak ve Büyümek

Güncelleme tarihi: 30 Ağu

Ergenlik dönemi, bilinen çocukluğa yavaş yavaş veda edilirken henüz bilinmeyen ancak yaklaşmakta olan yetişkinliğe doğru adım atılan bir dönemdir. Bu geçiş pek çok ayrılığı, çatışmayı ve mücadeleyi beraberinde getirebilir. Gencin bir yanında artık geride kalmaya başlayan çocukluğu, diğer yanında ise yeni olasılıklar ve deneyimlerle dolu bir geleceğe doğru uzanan yol vardır.


"Gelecek" denildiğinde bu dönemde akla çoğunlukla üniversite ve meslek seçimleri gelse de, gencin asıl uğraşı, bu seçimlerin yer alacağı geleceği yaşayacak olan kendini tasarlamak ve hayata geçirebilmektir. Yani ergenlik yalnızca "geleceğe hazırlanılan" bir dönem değil, aynı zamanda genç insanın nasıl biri olduğunu ve nasıl biri olmak istediğini araştırdığı, kendi isteklerini, sınırlarını ve ilişkilenme biçimlerini giderek daha fazla keşfetmeye başladığı bir dönemdir. Bu keşif için genç, ebeveynlerinden yavaş yavaş ayrışmaya ve kendini ortaya koyabileceği yaşantılara ihtiyaç duyar. Psikanalist Isée Bernateau'nun ifadesiyle ergenlik, ayrılmanın öğrenildiği zamandır; genç yalnızca ebeveynlerinden değil, bir zamanlar olduğu çocuktan da ayrılmaktadır ve bu ayrılık onun için hem gerekli hem de zordur. Bu nedenle ergenliğin belkemeğini oluşturan meselelerden biri, bir "kendine doğuş" alanı ve zamanı yaratabilmektir.


Burada bir noktanın altını çizmek gerekir: Ayrışmak, kopmak demek değildir. Gencin kendine doğuşu, bağın koptuğu bir yerde değil, bağın biçim değiştirdiği bir yerde gerçekleşir.


Ergenlik döneminde ebeveynlik de değişir


Bu süreç yalnızca genç için değil, ebeveynleri için de önemli bir dönüşümdür. Ebeveynler, çocuklarının çocukluğunun yavaş yavaş geride kalışına tanıklık ederler. Bir zamanlar kendilerine çok daha bağımlı olan çocuklarının kendi düşüncelerini, tercihlerini, ilişkilerini ve yaşam alanını oluşturmaya başladığını görürler. Gencin ayrışarak kendini keşfetme sürecini, değişen aile içi dinamikleri ve büyümenin getirdiği duygusal çatışmaları onunla birlikte, fakat kendi konumlarından deneyimlerler. Bu nedenle ergenlik, yalnızca gencin değil, bir bakıma bütün ailenin yeniden yapılanmasını gerektiren bir dönemdir.


Bu dönemde ebeveynliğin en önemli ve aynı zamanda en zorlayıcı meselelerinden biri, birbirine zıt gibi görünen iki ihtiyacı aynı anda taşıyabilmektir: Bir yandan gencin güvenli limanı olmayı sürdürmek, diğer yandan kendisinden ayrışmasına ve kendi yaşamını keşfetmesine izin verebilmek.


Bu durum bir gencin ve ailesinin gündelik pek çok kararında karşılarına çıkar. Gencin arkadaş çevresini kendisinin seçmesine izin vermek ama kiminle vakit geçirdiğini merak etmeyi sürdürmek; sınav öncesi çalışma düzenini ona bırakmak ama sonucuyla yüzleştiğinde yanında olmak; odasının kapısının kapanmasına tahammül edebilmek ama akşam yemeğinde sofrada buluşmayı korumak gibi. Bütün bunlar gence kendi kararlarını verebileceği, hata yapabileceği, seçimlerinin sonuçlarıyla karşılaşabileceği ve giderek daha fazla sorumluluk alabileceği bir alan açmak anlamına gelir. Ancak bunları yaparken, gencin hala ebeveynlerinin sınırlarına, koruyuculuğuna ve duygusal olarak erişilebilir olmalarına ihtiyaç duyduğunu gözden kaçırmamak gerekir. Ergenlik araştırmaları, hem sıcaklığı hem de sınırları birlikte sunabilen ebeveynliğin gençler açısından daha olumlu gelişimsel sonuçlarla ilişkili olduğunu gösteriyor. Belki de bu dönemde ebeveynliğin en güç tarafı da budur: Genci hem tutabilmek hem de bırakabilmek.


Çatışma: Neresi olağan, neresi değil?


Bu dengenin zaman zaman bozulması da ergenliğin doğasının bir parçasıdır. Ergenliği kaçınılmaz bir "fırtına ve stres" dönemi olarak gören anlayış bugün biraz daha yumuşamıştır. Ergenlikte çatışma, duygu dalgalanmaları ve risk alma diğer yaş dönemlerine göre daha olası olsa da her genç bunları yaşamaz; bireysel ve kültürel farklılıklar büyüktür. Ebeveynlerle gençler arasındaki çatışmalar üzerine yapılan kapsamlı bir meta-analiz, çatışmaların sıklığının erken ergenlikten sonra azalma eğiliminde olduğunu, buna karşın çatışmaların duygusal yoğunluğunun erken ergenlikten orta ergenliğe doğru artabildiğini göstermiştir. Yani ebeveynlerin sıklıkla "her şey kavgaya dönüyor" dediği dönemde aslında kavgaların sayısı değil, şiddeti artıyor olabilir.


Bu bulgular ışığında çatışmanın kendisini bir tehlike işareti olarak okumamak gerekir. Çatışmalar bir bakıma, gencin kendi düşüncesini ve bağımsızlaşan konumunu ortaya koyabilme çabasının bir ifadesidir. Önemli olan, bu ayrışma çabasının ilişkinin bütünüyle kaybedilmesi anlamına gelmediğini hem gencin hem de ebeveynlerin deneyimleyebilmesidir. Ev içi kurallar, ders çalışma, ekran süresi ya da arkadaşlar üzerine yaşanan, ardından onarılabilen tartışmalar olağandır.


Öte yandan her çatışma gelişimsel değildir. Tartışmaların ardından onarımın gelmediği, ilişkinin uzun süre soğuk ya da düşmanca kaldığı, gencin ya da ebeveynin sürekli tehdit, aşağılama veya fiziksel şiddetle karşılaştığı durumlar ergenliğin "doğal" çatışmaları arasında sayılamaz. Benzer biçimde, gencin okuldan uzaklaşması, uyku ve iştahında belirgin ve süregiden değişiklikler, arkadaşlarından kopması, kendine zarar verme davranışları, madde kullanımı ya da haftalar boyu süren çökkün bir ruh hali, "ergenlik işte" denilerek geçiştirilmemesi gereken işaretlerdir. Bu tür durumlarda profesyonel destek almak, yaşanan güçlüğü yalnızca ergene ait olarak değerlendirmemek açısından önemlidir.


Ergenlik çağındaki gençlere yönelik psikoterapi


Tıpkı diğer psikoterapi süreçlerinde olduğu gibi, ergenlik döneminde yürütülen psikoterapinin temel amacı da gencin içsel dünyasını (duygularını, düşüncelerini, ihtiyaçlarını, çatışmalarını ve isteklerini) daha iyi anlayabilmesine, bunlar arasında bağlantılar kurabilmesine ve bunları anlamlandırabilmesine yardımcı olmaktır. Psikoterapi sürecinde genç, yaşadıklarını anlamlandırabileceği, kendisini daha açık biçimde ifade edebileceği, duygularını düzenleme becerilerini geliştirebileceği ve yaşamın zorluklarıyla baş etmesini sağlayacak ruhsal kaynaklarını güçlendirebileceği, kendisine ait bir alan bulur. Ailesinin, okulunun ve arkadaş çevresinin beklentileriyle çepeçevre kuşatılmışken, terapi odası gencin herhangi bir role uymak zorunda kalmadan kendi deneyimini düşünebildiği bir yer olur.


Psikoterapiye başlamadan önce gencin gelişimsel ve ruhsal ihtiyaçlarını anlamaya yönelik birkaç değerlendirme görüşmesi yapılır. Bu görüşmelerde genellikle hem gençle hem de ebeveynlerle görüşülür; süreç, bu değerlendirmeler doğrultusunda gencin ihtiyaçlarına göre yapılandırılır.


Ebeveynler psikoterapi sürecinin neresinde yer alır?


Ergenlik çağındaki gençlere yönelik psikoterapi çoğunlukla genç danışan ile birebir yürütülür. Gencin kendisine ait, mahremiyetinin korunduğu bir terapi alanının bulunması sürecin önemli bir parçasıdır. Bununla birlikte gizliliğin sınırları vardır ve bu sınırlar sürecin başında hem gençle hem de ebeveynlerle açıkça konuşulur. Gencin kendisine ya da bir başkasına bir zarar verme riskinin ortaya çıktığı durumlarda terapist, gencin güvenliğini korumak amacıyla ebeveynleri bilgilendirir. Bu, gizliliğin ihlali değil, gizliliğin baştan beri içinde tanımlandığı çerçevenin bir parçasıdır. Bunun dışında kalan konularda ebeveynler, sürecin genel gidişatı hakkında bilgi alabilir, ancak görüşmelerin içeriği gence aittir.


Ergenlik çağındaki genç, hala ailesinin içinde yaşayan ve aile ilişkilerinden etkilenen biridir. Bu nedenle gerekli durumlarda, gencin de rızası olduğu takdirde, ebeveynler sürece ebeveyn danışmanlığı veya aile görüşmeleri çerçevesinde dahil edilebilir. Gencin rızasının olmadığı, bireysel terapi alanının korunmasının öncelikli olduğu ya da ebeveynlerin kendi ebeveynlik deneyimleri üzerinde daha kapsamlı çalışmalarına ihtiyaç duyulduğu durumlarda ise ebeveynlerin farklı bir uzmanla ayrı bir süreç yürütmesi tercih edilir. Buradaki amaç, bir yandan gencin kendisine ait terapi alanını ve gelişimsel olarak ihtiyaç duyduğu ayrışmayı korurken, diğer yandan içinde yaşadığı aile sisteminin sağlayabileceği desteği güçlendirmektir.


Psikoterapi ne kadar sürer?


Sürenin uzunluğu gencin ihtiyaçlarına ve başvuru nedenine göre değişir. Belirli bir konuya odaklanan kısa süreli çalışmalar birkaç ay içinde tamamlanabilirken, kimlik, ilişkiler ve süregiden zorluklar üzerine çalışılan daha kapsamlı psikodinamik süreçler başlangıçta bir süreyle sınırlandırılmaz ve bir yıl ya da daha uzun sürebilir. Değerlendirme görüşmelerinin sonunda genellikle gence ve ebeveynlere sürecin öngörülen şekli hakkında bilgi verilir; süreç boyunca da bu öngörü, ortaya çıkan ihtiyaçlara göre birlikte gözden geçirilir.


Özetle ergenlik dönemi, bir yandan çocukluktan ayrılmanın getirebileceği kayıpların hüznünü, diğer yandan hayallerle çevrili ancak henüz tam olarak bilinemeyen bir geleceğin heyecanını ve kaygısını içinde barındırır. Gencin bu dönemdeki temel meselelerinden biri, kendisine sunulmuş çeşitli kimliklerin içinden geçerek, kendini deneyerek, henüz hayali de olsa kendisine ait bir yaşam tasarlayabilmek ve bu yaşamın içinde kim olacağını keşfetmeye başlayabilmektir. Bu nedenle ergenlik döneminde psikoterapi de yalnızca yaşanan ruhsal sorunların ortadan kaldırılmasına yönelik bir süreç olarak değil, gencin büyürken kendisini daha iyi tanıyabileceği, ayrışabileceği ve kendi hayatının öznesi olmaya doğru ilerleyebileceği bir alan olarak düşünülebilir.



Kaynaklar

Arnett, J. J. (1999). Adolescent storm and stress, reconsidered. American Psychologist, 54(5), 317–326. https://doi.org/10.1037/0003-066X.54.5.317

Bernateau, I. (2010). L'adolescent et la séparation. Presses Universitaires de France. https://doi.org/10.3917/puf.givre.2010.01

Laursen, B., Coy, K. C., & Collins, W. A. (1998). Reconsidering changes in parent–child conflict across adolescence: A meta-analysis. Child Development, 69(3), 817–832. https://doi.org/10.1111/j.1467-8624.1998.tb06245.x

Steinberg, L. (2001). We know some things: Parent–adolescent relationships in retrospect and prospect. Journal of Research on Adolescence, 11(1), 1–19. https://doi.org/10.1111/1532-7795.00001

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Bir Hayalden Kendimize Doğru

İnsanın kendisi olmaya ne zaman başladığını söylemek kolay değildir. “Ben” dediğimiz şey bir anda ortaya çıkmaz, zaman içinde yavaş yavaş kurulur. Bunun ilk izlerini, henüz sözcüklerin olmadığı zamanl

 
 
 
(Psikodinamik) Psikoterapiye Dair

Terapi odasının kapısı çoğu zaman bir yakınma ile aralanır: Kaygı, depresyon, ilişkisel zorluklar, okul ya da iş hayatına uyum problemleri, vb… Danışanı terapiye getiren genellikle somut bir yakınma v

 
 
 
Psikoterapide Çerçevenin Düzenleyici Rolü

Psikoterapide, özellikle psikanalitik ve psikodinamik yaklaşımlarda önemli bir yeri olan “ çerçeve ” adlı bir kavram vardır. Bu kavram, görüşmelerin günü ve saati, süresi, terapistin rolü, terapist-da

 
 
 

Yorumlar


bottom of page